TARİHİN IŞIĞINDA ÖZGÜR ÖZEL’İN AÇIKLAMALARI
CHP Genel Başkanı Özgür Özel bir açıklamasında, tarihi bir ayırım yaparak AK Parti ve Erdoğan ile aralarındaki farkları anlatmaya çalışmış.
Özgür Özel “Bir tarafta Tayyip Beyler, bir tarafta bizim taraf. Biz, 1808'den beri Sened-i İttifakçıyız, yani tek adamın yetkilerinin paylaşılmasından yanayız. Biz, I. Meşrutiyet’ten beri meclisçiyiz, onlar bunun karşısında direnenler. Onlar meclisi 33 yıl kapalı tutanların takipçisi, biz, Jön Türklerin, ardından da II. Meşrutiyet'in neferleriyiz. Onlar Damat Feritçiler, biz meşrutiyetçileriz.
Onlar Kurtuluş Savaşı'nda manda himaye isteyenler, onlar Kurtuluş Savaşı'nda Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ölüm fermanı verenler, onlar İskilipli Atıf Hoca'nın 'teslim olun, direnmeyin, milli mücadele yapmayın' ifadelerini İngiliz uçaklarından attıranlar, İngiliz Muhipleri Derneği ile aynı tarafta duranlar. Biz ölüme, boynundaki ilmeğe rağmen milli mücadeleyi sürdüren Gazi Mustafa Kemal Atatürkleriz.” demiş.
Ben, 2. paragraf dışında bazı şeyler söylemek istiyorum:
Elbette Osmanlı'da Sened-i İttifak ile başlayan, Tanzimat ve en son Cumhuriyetin ilanı ile devam eden, ülkemizin 200 yılı aşan anayasa ve yönetim şekli olarak Batılaşma hareketleri vardır.
Tabii burada tarihsel olarak birbirine girmiş birçok kavram var. Doğru ile bazı yanlışlar ideolojik bakış açıları nedeniyle birbirine karışmış olabilir.
Örneğin; anayasal monarşi isteyen Jön Türkler ile II. Meşrutiyeti yapan İttihatçılar arasında hiçbir gönül bağı ve fikir birliği yoktur. Jön Türkler batıcı, adem-i merkeziyetçi, Osmanlıcı bir yapıyı savunurken; İttihat ve Terakki ise Türkçü, milliyetçi, merkezi bir yönetim yapısını ve milli ekonomiyi savunmuşlardır.
Bu açıklamalar ile CHP’nin 15 yıldır savunduğu yeni CHP modelini terk etmiş midir?
Özgür Bey burada tarihe atıfta bulunarak bir ölçüde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Abdülhamitleştirerek, “Siz Batı karşıtı, onun değerlerine ve yönetim modeline kapalı, parlamentoyu işlevsizleştiren tek adam rejimi uygulayan birisiniz!” diyor.
Elbette bu konuda tarihçiler çok şey söyleyecektir. Abdülhamit 33 yıl tahtta kaldı, aslında onu iktidara taşıyan birinci Jön Türkler oldu. O zaman Avrupa’daki liberal fikirlerden etkilenen Jön Türkler anayasal rejim ve parlamentonun açılmasını istiyorlardı. Kısa süreli bir meşrutiyet dönemi yaşandı. Meclis-i Mebusan açıldı. Ama II. Abdülhamit, Batılıların baskısı ile istemeye istemeye kabul ettiği anayasayı rafa kaldırıp, açtığı meclisi de Rus – Osmanlı savaşını bahane edip kapattı. I. Meşrutiyet dönemini sona erdirdi.
II. Abdülhamit baskıcı bir yönetim sergiledi. Birçok kişi tutuklandı, sürgüne gönderildi. Ama ne ilginçtir ki onun döneminde eğitim konusunda çok hamleler yapıldı. Taşrada bile modern okullar açıldı. Mühendis-öğretmen mektepleri, tıp ve bazı askeri okullar açıldı.
Ayrıca Sultan Abdülhamit, İngiltere ve Fransa’yı çok sevmese de Almanya ile sıkı ilişkiler geliştirdi. Avrupa’nın güçlü devletleri arasında ve Rusya ile olan anlaşmazlıklarını kullanmayı çok iyi bildi.
II. Abdülhamit döneminde Almanya, sömürge yarışında İngiltere ve Fransa’ya yetişmek istiyordu. Bu yüzden Almanya, Osmanlı ile Abdülhamit döneminde çok iyi ilişkiler geliştirdi. Hicaz-Bağdat demiryolunu yaptı. Abdülhamit’e tüm Müslümanlara cihat çağrısı yapması için telkinde bulundu. Elbette burada amaç, İngiltere ve Fransa’nın egemenliği altındaki Müslüman toplumları ayaklandırmaktı.
1908 Meşrutiyet ilanı, Enver Paşa ve Resneli Niyazi’nin bastırması ile oluştu. Abdülhamit, ilk önce İttihat ve Terakki ile anlaşıp Meşrutiyeti kabul etti. 31 Mart Vakası ile tahttan indirildi.
Sultan Abdülhamit sürgüne gönderildikten sonra da İttihatçıların Almanya ile ilişkisi devam etti. İç kavgalar ve suikastlar ile Balkan Savaşı’na giren İttihatçılar, bu savaştan Osmanlı Devleti’ni büyük kayıplarla çıkardılar. Daha sonra Almanların yanında I. Dünya Savaşı’na Almanların oldubittisiyle girerek, eski Osmanlı topraklarını geri alacağını öngören İttihatçılar, Almanya savaşı kaybedince Osmanlı’nın da parçalanmasına neden oldular.
Aslında İttihatçılar ile yıldızı barışmayan Gazi Mustafa Kemal Paşa, o dönem Enver Paşa’ya yazdığı iki mektupta Almanların yanında cihan savaşına katılmanın Osmanlı’nın sonunu getireceğini söylemiş ve Enver Paşa’yı bu konuda uyarmıştı.
Tabii Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinde birçok kavram yerli yerinde değildir. Bunda da olaylara bilimsel değil de ideolojik bir yaklaşımla bakmak önemli bir etkendir.
Bunlardan ilki, başta dediğim gibi Jön Türkler ve İttihatçılar, birbirinin devamı olarak bile görülse çok farklı siyasi hareketlerdir.
İkincisi: II. Abdülhamit elbette baskıcı bir rejim kurmuştur. Amcası Abdülaziz’in 1876 darbesi ile tahtan indirilmesi ve şüpheli ölümü, yerine geçen kuzeni V. Murat’ın 93 gün tahta kaldıktan sonra “deli” diye tahtan indirilmesi ve V. Murat’ın Osmanlı’da tek “Mason Osmanlı Padişahı” olması; daha sonra da Ali Suavi ve arkadaşları tarafından 1878 yılında başarısız bir darbe ile tekrar tahta çıkarılmak istenmesi, Sultan Abdülhamit’i güvensiz bir kişi hâline getirmiştir.
Üçüncü konu: Osmanlı aslında çok uluslu bir imparatorluktu. Bu yüzden siyasal İslam yönetiminde çok etkili olmamıştır. Çünkü imparatorlukta Müslüman unsurların yanı sıra Hristiyan nüfus da çok fazlaydı.
O zamanki siyasal İslamcılık, 1880’lerden sonra tıpkı siyasal Osmanlıcılık gibi “İmparatorluğu nasıl kurtarırız?” düşüncesiyle çıkmıştır. Nasıl ilk önce Osmanlıcılık akımı çıkmış, o başarılı olmayınca imparatorluktaki Hristiyan unsurların yaşadığı topraklar kaybedilince, siyasal İslamcılığa dönüşmüş; sonra da Arapların yaşadığı Müslüman topraklar kaybedilince, İttihat ve Terakki ile siyasal Türkçülük akımına dönüşmesi gibi.
Şu anda CHP baskılanarak, yanlış ve hata yapmaya sürüklenmek istenmektedir.
CHP’nin yerel seçimlerindeki oy artışında, daha önce her kesim ile barışık olan politikası etkili olmuştur.
İnsanlar ekonomik krizin de etkisiyle “CHP’yi deneyelim” noktasına gelmiş, birçok muhafazakâr il ve ilçede CHP adayları seçim kazanmıştır.
CHP bu noktada, tarihten örnek vererek toplumu ayrıştıracak açıklamalar yapmamalıdır.
Tarih geçmişte kalmıştır.
O gün yaşanan gelişmeleri, o günkü şartlara göre en iyi şekilde değerlendirecek olan, objektif bilim insanları, tarihçilerdir.
CHP toplumsal barışı sağlayacak, her kesime hitap edecek söylemler geliştirmeli; insanların yoksulluğuna çözüm üretecek somut projeleri açıklamalı; adaletin tesisi, dış politikada neler yapacağını; Irak ve Suriye konusundaki somut önerilerini açıklamalı; Batı ile nasıl bir ilişki yürüteceğini netleştirmelidir.
RIDVAN KARAPEHLİVAN
YORUMLAR